KADINA YÖNELİK ŞİDDETE KARŞI ULUSLARARASI MÜCADELE GÜNÜ
03 Nisan 2019

  Kadınların temel haklarının ihlali sayılan ve toplumsal hayata katılımına engel olan kadına yönelik şiddet, 2011 yılında ülkemiz tarafından imzalanan ve onaylayan ülkeler bakımından 1 Ağustos 2014 tarihi itibariyle yürürlüğe giren Kadınlara Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye İlişkin Avrupa Sözleşmesi’nde (İstanbul Sözleşmesi); “bir insan hakları ihlali olarak ve kadınlara yönelik ayrımcılığın bir biçimi olarak anlaşılmaktadır ve ister kamusal ister özel alanda meydana gelsin, kadınlara fiziksel, cinsel, psikolojik veya ekonomik zarar veya ıstırap veren veya verebilecek olan toplumsal cinsiyete dayalı her türlü eylem ve bu eylemlerle tehdit etme, zorlama ve keyfi olarak özgürlüğünden yoksun bırakma anlamına gelir” şeklinde tanımlanmıştır.

  Kadına yönelik şiddet, dünyanın her yerinde farklı ırk, dil, din, sınıf ve etnik gruplara mensup kadınların yaşadıkları ortak bir sorundur. Tüm dünyada kadınlar çeşitli şiddet biçimlerine farklı doz ve şekillerde maruz kalmaktadır. 2013-2014 yıllarında Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı Kadının Statüsü Genel Müdürlüğü tarafından yürütülen ve Hacettepe Üniversitesi Nüfus Etütleri Enstitüsü tarafından gerçekleştirilen Türkiye’de Kadına Yönelik Aile İçi Şiddet Araştırması’nda; Ülkemizde, kadınların yaşamlarının herhangi bir döneminde maruz kaldıkları fiziksel şiddet %36, psikolojik şiddet %44, ekonomik şiddet %30 olarak tespit edilmiş, evlenmiş kadınların %12’sinin ise cinsel şiddete maruz kaldığı belirtilmiştir.

  Kadına yönelik şiddet kadın sağlığını olumsuz etkilemekte, bütün sağlık sistemleri üzerinde global bir yük oluşturmaktadır. Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) şiddeti “kadın sağlığı sorunları” arasında saymakta, kadınların insan haklarından yararlanmalarını ciddi biçimde engelleyen, yaşam, güvenlik, özgürlük, saygınlık, fiziksel ve duygusal sağlık hakkı gibi temel haklarını ihlal eden veya pratikte geçersiz kılan şiddet nedeniyle üreme çağındaki kadınların sağlıklı yaşanacak yıllarının %5-%16'sını kaybettiklerini belirtmektedir. Şiddet; infertilite, gebelik komplikasyonları, cinsel işlevlerde bozulma, cinsel yolla bulaşan hastalıklar (HIV/AIDS vb), istenmeyen gebelikler, düşükler, erken doğum, düşük doğum ağırlıklı bebek, ölü doğumlara yol açma gibi cinsel sağlık ve üreme sağlığı üzerinde olumsuz sonuçlar oluşturmakta, kadının beden bütünlüğüne yönelik saldırı sonucunda kafa, yaralanmalara, kronik ağrı yakınması, kas eklem ağrıları, sindirim sistemi bozuklukları, huzursuz barsak sendromu, fiziksel işlevsellikte azalma gibi sağlık sorunlarına neden olmaktadır.

  Şiddetin kadın ruh sağlığı üzerinde olumsuz etkileri ise önemli ve uzun sürelidir. Bu sonuçlar arasında azalmış benlik saygısı, utanç ve suçluluk duyguları, travma sonrası stres bozukluğu, depresyon, yeme ve uyku bozuklukları, kabus görme, fobiler ve panik bozukluğu, öfke nöbetleri, intihar ve kendine zarar verme davranışı sayılabilir. Bu süreç kadının saygın bir birey olarak var olamaması, topluma katılamaması, bilgiye ve hizmetlere ulaşamaması, sosyal bir çevre, arkadaş ve akraba çevresi oluşmasının engellenmesi, bireyin çalışma olanağını, kapasitesini azaltma, işe devamsızlığı artırma, üretkenliğini azaltma, kadının kendine ve çocuklarına uygun şekilde bakmasını engelleme ile de sonuçlanabilmektedir.

  Sağlık personeli, kadına yönelik şiddet ile mücadele programlarının başarıya ulaşmasında, şiddet gören ve/veya görme riski altında olan kadınları teşhis etmek, onlara tıbbi bakım sağlamak ve diğer hizmetler için sevk etmek açısından stratejik bir konumdadır. Kadına yönelik şiddetin önlenmesi ve toplumun farkındalığının artırılması yönünde yapılan çalışmalar, erken tanı, kadının mahremiyetine ve gizliliğe önem verilerek fiziksel, ruhsal ve üreme sağlığı ile ilişkili sağlık hizmeti ihtiyacının ve tedavisinin saygılı bir şekilde yönetilmesi, uzun süreli danışmanlık, ruh sağlığı ve rehabilitasyon hizmetleri ile sosyal, ekonomik ve hukuksal destek amaçlı sevklerle sağlık sektörü kadına yönelik şiddetin prevalansını azaltmakta ve şiddetin etkisini bu ve benzeri ana yaklaşımlarla en aza indirebilmektedir.

  Ulusal ve uluslararası düzeyde belirlenen politikalara ve uygulamalara rağmen dünyanın her yerinde ortaya çıkan bir sorun olan kadına yönelik şiddet; çok yönlü, bütüncül, kapsayıcı plan ve politikalarla toplumsal düzeyde ortak ve kararlı bir mücadeleyi gerektirmektedir. Türkiye’de 1980’li yıllardan itibaren kadın hareketinin çabaları sonucunda cinsiyete dayalı aile içi şiddet konusu kamuoyunun ve devletin gündeminde önemli bir sorun olarak ele alınmaya başlanmıştır. Bu konuda özellikle yasal anlamda birçok çalışma yürütülmüş ve olumlu gelişmeler elde edilmiştir. Ancak, kadına yönelik şiddet konusu, çalışılması ve çaba harcanması gereken bir konu olmaya devam etmektedir. Bu kapsamda; öncelikli başlıklarımız olarak değerlendirebileceğimiz kadına yönelik şiddetle mücadelede, eğitim ve farkındalık artırma çalışmaları, kurumlar arası işbirliği ve koordinasyonu artırma, şiddet mağduru kadınların korunması ve desteklenmesine yönelik kurumsal mekanizmaların güçlendirilmesine yönelik çalışmalarımız devam etmektedir.

Uz. Dr. Ertuğrul GÜNER

       İl Sağlık Müdürü